| Japon Yazısı ..
Yazı ile alfabe meselesine, Japonya'dan başlamak istiyorum. Bu
doğu ülkesi, şu anda bütün dünya millet ve devletlerine parmak
ısırtan bir başarı, ilerleme, zenginlik ve güçlülük tablosu
sergilemektedir. Japonya Batı dünyasına yetişme ve ona meydan okuma
işine bizden çok geç olarak 1850'lerde başlamıştır. Kısa zamanda
aradaki açığı kapatan Doğan Güneş Ülkesi, 1905'te Çarlık
Rusya'sı ile savaşa tutuşmuş ve onu perişan etmiştir. Bu
Osmanlılar'ın gözünde tüten bir muzafferiyetti.
İkinci Dünya Savaşı'ndan iki atom bombasının darbesiyle yenik,
bitkin ve ezik çıkan Japonya, 1945 Ağustos'unda kayıtsız şartsız
teslim olmuştu. Ama aradan yarım yüzyıl geçmeden
tekrar canlanmış, tarihte görülmemiş bir kalkınmayı gerçekleştirmiştir,
yenilgisini bîr zafere çevirmiştir.
Bizim gibi bir Doğu ve Asya ülkesi olan Japonya bu üstünlüğünü
neye borçludur? Biz niçin onlar gibi başarılı olamamışızdır?
Bunun elbette çeşitli faktörleri vardır. Ama bunların en
önemlisi Japon yazısıdır. Önce bu yazı hakkında biraz bilgi
vereyim:
Japon alfabesi demedim, yazısı dedim, çünkü onlar
yazılarını bizimkine benzer bir alfabe ile yazmazlar, ideogram denilen
şekillerle yazarlar. Bir günlük gazete haberi okuyabilmek için takriben
3000 adet ideogram (şekil) ezberlemiş olmak gerekir. İçinde soyut
kavramlar, terimler bulunan bir makale için bu rakam yedi-sekiz
bine yaklaşır. Fesefî, derin kültürle ilgili bir metin için onbeş
bin şekil ezberlenmiş olmalıdır.
Japon yazı sistemi son derece güç bir sistemdir. Bir kere şekiller
genellikle çok karışık ve zordur. Öyle bizdeki A'ya, C'ye,
İ'ye, T'ye benzemez. Bir de sayıları fazladır. İşte bu zorun
zoru, karışığın karışığı yazı ile Japonlar son derece,
müessir bir millî eğitim sistemi kurmuşlar ve bütün halkı okur yazar
etmişlerdir. Sonra, bu yazı ile eğitim yapan 400 üniversiteleri
vardır. Bu yazı ile yayın yapan muazzam bir basına sahiptirler ve
en büyük gazeteleri günde 15 milyon basmaktadır.
Bu yazı ile yetişmiş aydın, bürokrat, teknokrat, düşünür orduları
vardır. Bu yazı ile ilmî araştırına yaparak Nobel armağanı kazanmış
dünya çapında bilim adamlarına sahiptirler. Velhasıl onlar bu yazı
ile harikalar meydana getirmişlerdir.
Niçin Japon yazısı?
Birincisi: Çünkü Japon yazısı Japonların millî, geleneksel
yazısıdır. Onların toplumsal hafızası bu yazı ile kayıtlıdır. Bundan
vaz geçmek, bunu değiştirmek onlar için kültürel bir intihar
olurdu.
İkincisi: Bu zor ve çetrefil yazıyı öğrenen bir Japon çocuğunun,
bir Japon gencinin yenemeyeceği güçlük, aşamayacağı engel, altedemeyeceği
düşman yoktur. Bu yazı, dünyanın en faydalı zekâ jimnastiğidir.
Çocuklar ana mektebinden başlayarak Japon yazısıyle güreşmeyi öğrenirler.
Kaytarmak, kopya çekmek, dalga geçmek ne hadlerine! Ya bu yazıyı
öğrenecek, yahut hayatı kayacaktır. Canlarını dişlerine takarlar,
iğneyle kuyu kazarcasına okumayı yazmayı öğrenirler. Bu öğreniş
onlar için bir ölüm kalım savaşıdır. Bir var olma veya olmama
meselesidir.
Evet zekâ da, zihin de beden gibi ya gelişir, ya hamlaşır. Nasıl
body building kursuna giden bir genç bir sene sonra adaleli, gösterişli,
güçlü bir yapıya sahip olursa, Japon yazısını öğrenen insanın da
zekâsı müthiş bir ilerleme kaydeder, adetâ bilenir.
Kolay alfabeler nesilleri, milletleri zekâ özürlü seviyesine
düşürür. Basit bir alfabe sistemi, kuşa dönmüş birkaç yüz
kelimelik bir lisan, Esperanto uyduruk dilinden daha basit bir kaç
imlâ ve gramer kuralı... Neticede geri zekâlı bir toplum elde edersiniz.
Kolay alfabe ile, sadesuya tirit özdil ile eğitim seferberliği olur,
millet kalkınır diyenler lisaniyattan, kültürden, derin meselelerden
anlamayan kimselerdir.
Milletlerin yazıları ile karakterleri arasında
yakın bir ilişki vardır. Millî yazısını kaybeden milletler hafızalarını
yitirir, kültür yozlaşmasına mâruz kalır, yabancılaşır,
geri zekâlı hale, acınacak bir duruma düşer.
Aslında tek başına okuma-yazma faktörünün o kadar önem yoktur.
Bugün dünyanın en güçlü devleti olan Amerika Birleşik Devletleri'nde
kaç milyon okuma-yazma bilmez kişi vardır biliyor musunuz? 60 milyonla
70 milyon arasındadır bu rakam! Bu, ABD için bir zaaf değildir.
Farz edelim ki, milyarlarca dolar harcayarak bu okuma-yazma bilmeyen
câhillere okuma-yazma öğrettier. Neticede ne olacaktır? Okuma-yazma
bilen 60-70 milyon câhil elde edilecektir. ABD'yi ABD eden,
oradaki güçlü eğitim sistemi ve sayıları 2500
civarında olan üniversitelerdir.
Milletlerin yazıları öyle gömlek değiştirir gibi değiştiriliverecek
bir teknik veya sistem değildir. Yazı din gibi, tarih gibi, hukuk
sistem gibi, folklor gibi, mimarî gibi, iklim gibi, coğrafya gibi,
bio-ritmler gibi çok köklü ve vazgeçilemez bir unsurdur. Çin yazısı
Çin demektir. Çin yazısız Çinli olamaz. Japon yazısı Japonya demektir.
Yazı gitti mi Japonya da elden gider. Her millet kendi yazısıyle
millet olur. Yazı gitti mi, millet olma vasfı yavaş yavaş
yitirilir, amnezik yığınlar, aliene olmuş sürüler haline düşülür.
Konuyla ilgili bir eser ismi vereyim: «L'Ecriture et la Psychologie
deş Peuples. Centre International de Synthese Ed. Librairie Armand
Colin». Batı dillerinde yazı hakkında nice felsefî, ilmî, derin
araştırma mevcuttur. Yazı insana ötelerden, yüceliklerden verilmiş
bir mevhibedir. Yazı akıl gibi, iman gibi, güzellik gibi,
aşk gibi ulvî bir şeydir. Onu basit bir araç olarak görmek,
kolay olsun, ucuz olsun, okur-yazar çoğalıversin konusu yapmak hatâların
hatasıdır.
Yazı ve alfabe ne kadar zor olursa, dil ne kadar
işlek, zengin ve engin olursa, gelenekler ne kadar köklü ve eski
olursa kültür o kadar kuvvetli, aydınlar o kadar
yüksek, ilim-irfan ve eğitim o kadar müessir, millet ve devlet o
kadar kuvvetli olur. Bilenle bilmeyen o kadar açık ve seçik ayırt
edilir.
Gerisi lâf ü güzaftır.
(Not: Latin harfleriyle yazmayan milletler ve
devletler: Bir milyarlık Çin, bir milyarlık Hindistan, bütün Arap
âlemi, İran, Afganistan, Rusya, Ermenistan, Gürcistan, İsrail, Habeşistan,
Yunanistan, Kore, Japonya vs.) |