İrtibat Risâle-i Nur Dosyalar Yazılar Metinler Kurslar  
Osmanlıca Site

Osmanlıca Kursu Onuncu Bölüm Hazır!

İslâm Harfleriyle Türk İmlâsı

İslâm yazısı Türkler tarafından ilk olarak kabul edildiği ve tatbikatına başlandığı zamanlarda imla bakımından 20. yy. başlarında olduğu kadar düzgün ve istek değildi. Başka bir tâbirle; bu harflerle imla, ilk kabulü ile 1928'deki inkılaba kadar -sebep ve ihtiyaçlara bağlı olarak- devamlı gelişme göstermiştir. Ancak ne hazindir ki bu en iyi devrinde inkılâpla karşılaşmıştır. 

İmlanın her asırda biraz daha gelişerek değişmesi garip karşılanmamalıdır: Zira buraya gelinceye kadar 'birçok yerde bu yazı henüz Arapların elinde iken ne kadar değişme ve gelişmelere mazhar olduğunu görmüştük. Kaldı ki zaten Türkler İslam yazısını kabul ettikleri zaman, kendi dilleri için konulmuş bir yazı ile karşı karşıya değillerdi. Bir de şunu asla gözden ırak tutmamak gerekir ki; lehçeleri, şiveleri ve coğrafyası itibarıyla zaten oldukça geniş ve çeşitli bir millet olan Türkler, buna ilaveten yeni bir ilim ve medeniyet çevresine girmekle kalmamış; dilleri, dinleri, yaşayışları birbirinden oldukça farklı nice unsurların topraklarına ve kendilerine hâkim olmuşlardı. Hal böyle olunca da imlanın her asır ve coğrafyada birbirinden farklı şekiller arzetmesi kaçınılmazdır. Zaten bu gelişme ve değişme sadece yazının eseri değildir. Bu arada dil, edebiyat ve iten değişiklik gösteriyor, hâkimiyet bir şunlara bir öbürlerine geçiyordu. Türkçe ise, bir taraftan tesir altında kalıyor, diğer taraftan müessir durumuna geçiyordu.

Bütün bunları göz önüne alınca diyebiliriz ki, -her şeye rağmen- İslam yazısıyla Türk imlası, olduğundan daha mükemmel olamazdı. Bunu bir kusur olarak görmek ya safdillik olur, ya da 'bulanık suda balık avlamak'..

İslamla müşerref olan bütün millet ve unsurların mukaddes ve ortak din, kültür ve sanat yazısı olan İslam yazısı Türkler tarafından 10. asırda kabul edilmiştir. O sıralarda Türkler –başka yazılar da olmakla beraber- umumî olarak Uygur yazısını kullanıyorlardı. Ancak bu yazıyı biraz uzun denilebilecek bir vâdede Türkçeye tatbik ettiler: Bir müddet Uygur yazısı devam etti. Daha sonra ikisi birlikte kullanıldı ve neticede tamamen İslam yazısı hakim oldu. Bir aralık Moğollar vasıtasıyla Uygur yazısının kullanıldığını hariç tutarsak, 1928'e kadar kesintisiz olarak İslam yazısı kullanıldı.

Türkler ilk imlayı Arap imlasına benzer tarzda başlatmışlardı: Sesli harfleri yazmıyor, onların yerine hareke koyuyorlardı. Harf adedi hem Araplarınkinden hem de İranlılarınkinden fazla olması gerekiyordu. Çünkü Türkçedeki seslerin tamamı, diğerlerinin harfleriyle karşılanamıyordu. Buna göre Araplardan hâlen Kur'ân-ı Kerîm'de kullanılan harfler, İranlılardan (ك ژ چ پ) harfleri ve Türkçeye has sesler için de (گ لا ك) harfleri eklenerek tabir caiz ise, "İslamî Türk Elifbası" meydana gelmiş oldu.

Başlı başına ayrı bir çalışmayı gerektirdiğinden, fazla teferruata girmeden, eski imla ile yeni imla arasında bazı sathî karşılaştırmalar yaparak meseleyi bitireceğiz: Bunun için de Türkçe'nin en eski ve büyük lügati Divan-ı Lûgati't-Türk ile, en yeni ve değerli Osmanlı devri lügati Kâmus-ı Türkî imlası arasında bir kıyaslama yapacağız.

Divanın 249. sah. de (بلقلغ) (balıklığ=balıklık) kelimesi, Kâmus'da (s. 276) (بالق) ve (لق ) eklendiğinde (بالقلق) seklini alır.

Yine Divan’ın aynı sayfasında (بدنلغ بقنلغ كش ) (aşiret ve kuvvet sa¬hibi adam) tabirine bakılırsa, fark kendiliğinden çıkar. Yalnız (كشى) kelimesi (كيشى) olarak da, her iki sekliyle Kâmus'da yer alır. (s. 1226)

Yine Divan'ın 250. s. de ( سغتردى ) (sağturdı=sağdırdı) fiili ve bunun (سغترماق) şeklindeki masdarı Kâmus'da ( صاغديردى ) şekillerindedir (s. 806). Yine aynı sayfada (sığturmak=sığdırmak) masdarı Kâmus'da (صيغديرمق ) şeklindedir, (s. 847)

Yukarıdaki misallerde de görüleceği üzere zamanla harekelerin yerini (hareke yerine kullanılan) harfler almıştır. Kaideler daha da kolaylaşmıştır. Bu arada dildeki ses değişikliklerini, lehçe ve şîve farklılıklarını da gözden ırak tutmamak gerekir. Ancak bu günkü diğer Türkçe konuşan Asya'daki kardeşlerimizin imlalarına baktığımız zaman, aramızda -bazı istisnaî durumlar hariç- pek de f.ırk bulunmadığı görülmektedir. ' ' Özellikle Arapça ve Farsça'dan giren kelimelerde fark yok gibidir. Bazılarının şîveleri oldukça farklı olmasına rağmen elifba birliği ile anlaşabilmek kolay olabilir.

Kazak Türkçesinde (عمر) (ömür) kelimesi (عمير) (omir) şeklinde yazılır ve telaffuz edilir(di). Burada bir şekil değiştirme söz konusu olmuştur. Hakas Türkçesinde (چيلتيس) (çıltıs yıldız) kelimesinde aynı kelimeyi farklı telaffuz etme ve yazma durumu vardır. Kerkük Türkçesinde (biraz garip olmakla beraber) aslında (مزاد) (mezad) olan kelime -ki Arapçadır- (مزهت) şekline sokulmuştur.

Kuzey Azerbeycan Türkçesi de oldukça farklı telaffuz etmekle beraber aslına uygun yazmaya ehemmiyet vermiştir. (على عسكر ) (âlâ asker) yazıp (elesker) okumuşlar. Bu kelime söyleyişte sanki (العسكر) (el-asker) gibidir. Türkmen Türkçesinde (garipdir) çok meşhur bir kelime (ve isim) şekil değiştirmiş: (محمد) (Muhammed, mehmet, memed ve Anadolu'nun Erzurum-Ovacık, Tortum, ispir yörelerinde memmet) kelimesi, tıpkı telâffuzu gibi; (ممه ت) şeklinde yazılmıştır.

Özbek Türkçesi -ki Osmanlı imlası ve Türkiye Türkçesine yakınlık arzeder- bazı ortak kelimeleri şeklen değiştirmiştir: Meselâ (موسقى ) (mûsikî) kelimesini (مزيقا) şekline sokarak okumuştur. Kazan Türkçesinde şîve oldukça farklı. Kaideler çok değişik ve kelimelerde şeklen bozulma fazladır: Meselâ (عبدالله) (Abdullah) kelimesi (غبدوللا) ve (الله) kelimesi (آللا) şekillerini almıştır.. Karaçay Türkçesinde Meselâ (زينب) (zeynep) kelimesini yazıda doğru yazıp, okuyuşta (zinap) okumakla beraber, aslı (حسن) (hasan) olan fedfi-meyî de (اسن) (esen) şekline sokmuşlardır.

Bu kadar az ve basit misaller onların imlalarını tanımaya elbette yetmez. Fakat ortak bir yazı ve müşterek bir dil kullandığımız bu taşanların imla meselesinde nasıl bir yolda olduklarını anlamada bir fikir verebilir, kanaatindeyiz. Ve şunu açık olarak söyleyebiliriz ki, bizde olduğu gibi onlarda da imla çok eskilere nisbetle gelişmiş ve belirli kaidelere oturmuştur. Zaten ekseriyetle kelimeleri aynı yazıp farklı telaffuz etmişizdir. Bu ise kaçınılmazdır. Meselâ (وطن) (vatan) kelimesini biz bu şekliyle, Azeriler (veten) ve Özbekler (vitin) seklinde telâffuz ederler. Bu durumda yazı yoluyla meram anlatma yüzde yüz sağlanmış olur. Ancak durum Latin harfleriyle değişmektedir.

Bu da bize şunu gösterir; yazının fonetik (yazıldığı gibi okunan) olması çok arzu edilen bir şey değildir. Nitekim en meşhur lisanlardan İngilizce'nin ve diğer bir çok Avrupa dillerinin imlası da fonetik değildir. Ama inkâr edilemez faydalarından dolayı, asla dert edilmemektedir.

< geri

Kurslar | Metinler | Yazılar | Dosyalar | Risâle-i Nur | Osmanlıca Site | İrtibat





siyahnur.com
1427 / 2006 - islamharfleri.com - irtibat